Türkiye’nin Kanayan Yarası:
Mükellefler Tarafından İtibarsızlaştırılan Mali Müşavirler (Muhasebeciler!)
Türkiye’de mali müşavirlik, belki de en çok yük taşıyıp en az saygı gören mesleklerden biri.
Vergi sisteminin tüm ağırlığı, mevzuatın karmaşıklığı, devletin sert yaptırımları ve mükellefin günlük stresi…
Hepsi aynı masada buluşur ve çoğu zaman fatura mali müşavire (muhasebeciye!) kesilir.
Bu yazı, kimseyi suçlamak için değil; ama Türkiye’de mali müşavirlerin neden itibarsızlaştırıldığını dürüstçe konuşmak için yazıldı.
“Muhasebeci” kelimesine sıkışan bir meslek algısı
Toplumda hala yaygın bir algı var:
“Muhasebeci işte… Defteri tutar, beyanname verir.”
Oysa mali müşavirlik mesleği:
-Sürekli değişen vergi mevzuatıyla mücadele etmektir,
-Hatalı bir işlemde yıllar sonra bile sorumluluk taşımaktır,
-Mükellefi cezalardan, incelemelerden ve sistem dışına düşmekten korumaktır.
Ancak bu emeğin büyük kısmı görünmezdir.
Görünmeyen emek ise zamanla değersizleştirilir.
Devlet–mükellef gerilimi neden mali müşavire yansıyor?
Vergi oranları yüksek, mevzuat karmaşık, cezalar ağır.
Bunların hiçbirini mükellef belirlemez; mali müşavir de belirlemez.
Ama:
-Vergi çıktığında
-Ceza geldiğinde
-Dijital sistemler hata verdiğinde
İlk refleks çoğu zaman şudur:
“Muhasebeci niye söylemedi?”
“Mali müşavir niye uyarmadı?”
Oysa sorun çoğu zaman:
-Vergi sisteminin kendisindedir
-Mevzuatın sık değişmesindedir
-Uygulamadaki çelişkilerdedir
Mali müşavir, bu gerilimin tam ortasında kalır.
Mali müşavir ücretleri neden sürekli tartışma konusu?
Defter tasdik ücretleri, e-defter, e-fatura süreçleri, yazılım giderleri, oda aidatları, mesleki sorumluluk sigortası, personel maliyetleri…
Bunların büyük kısmı hiç konuşulmaz.
Konuşulan tek cümle genelde şudur:
“Bu iş için bu ücret çok.”
Ama şu sorular sorulmaz:
-Bu ücret hangi riskleri kapsıyor?
-Hangi sorumluluğun karşılığı?
-Hangi sürekliliğin bedeli?
Mali müşavir, ceza gelmediği sürece değeri fark edilmeyen nadir mesleklerden biridir.
“Bir imza atıyorsun” söyleminin arkasındaki gerçek
Toplumda sık duyulan bir başka cümle:
“Alt tarafı bir imza.”
O imzanın anlamı şudur:
-Yanlışsa meslek hayatı riske girer
-İncelemede ilk çağrılan kişi mali müşavirdir
-Geriye dönük hataların bedeli ağırdır
Yani o imza:
-Sadece kâğıt değildir
-Sadece zaman değildir
Sorumluluktur.
Mali müşavirlerin itibarsızlaşması kime zarar verir?
Bu meslek değersizleştikçe:
-Kaliteli muhasebe hizmeti azalır
-Mesleğe yatırım düşer
-Deneyimli mali müşavirler sistemden çekilir
Sonuçta zarar gören sadece mali müşavir olmaz:
-Mükellef zarar görür
-Ekonomi zarar görür
-Vergi sistemi zarar görür
Çünkü mali müşavir zayıflarsa sistem de zayıflar.
Asıl sorun: Mali müşavirler değil, sistemin kendisi
Bu yazının özü şudur:
Mali müşavir–mükellef ilişkisi karşı karşıya gelmemeli.
Mali müşavir:
-Mükellefin düşmanı değildir
-Devletin tahsildarı değildir
-Vergi ve cezanın sebebi değildir
Ama mükellefin:
-Sistemin içinde kalmasını sağlayan
-Riskleri önceden yöneten
-Görünmeyen yükü taşıyan aktörüdür
Sonuç: Türkiye’nin kanayan yarası yanlış algıdır
Türkiye’nin kanayan yarası mali müşavirler değildir; mali müşavirlik mesleğinin yanlış algılanmasıdır.
Bu algı değişmedikçe:
-Meslek yıpranmaya
-Güven azalmaya
-Sistem çatlamaya devam eder
Saygı, önce ne yapıldığını anlamakla başlar.
Bu meslek, en azından bunu hak ediyor.